Misofonya, dilimize Yunanlar tarafından ‘’Misophonia’’ kelimesinden geçmiştir ve kelime anlamı ‘’sese karşı duyulan nefret’’ olarak açıklanmıştır. Ardından 2006 yılında odyolog Pawel ve Margaret Jastreboff aracılığıyla belirli frekanslardaki ses aralıklarına karşı duyarlılık, ses korkusu olarak da anlamı genişletilmiştir. İşitsel ve psikiyatrik bir durum olarak sınıflandırılamadığı için belirli bir tanı veya tedavi yöntemi belirlenmemiştir. Duyma bozukluğu olarak değil de duyma ile ilgili bir algı bozukluğu olarak tanımlamak daha doğru olacaktır. Misofonyanın temel olarak neyden kaynaklandığı bilinmemektedir lakin bu durumla alakalı farklı kişiler tarafından çeşitli hipotezler ortaya atılmıştır. Konu üzerine araştırmalar yapılan bazı kişiler tarafından limbik sistem ile işitme sistemi arasındaki anormal bir bozukluk rahatsızlığa sebep olarak gösterilebiliyor.
Her 100 kişiden 20’inde bu rahatsızlığın varlığı görülmektedir lakin belirli bir tanısı olmadığı için kesin bir sonuca ulaşmamız olanaksızdır. Genellikle ergenlik yıllarında rahatsızlık kendini göstermeye başlasa da bireye tam olarak tanının konulabilmesi için 30’lu yaşlarına gelinmesi beklenmektedir. Kişi genellikle bu rahatsızlığı bir hastalık olarak görmez ve bu durumu alanında uzman biri tarafından destek almayarak bastırmaya çalışır.
MİSOFONYA BELİRTİLERİ NELERDİR?
Misofonya rahatsızlığına sahip bireylerde düzenli yapılan bazı eylemlerden çıkan sese karşı duyarlılıkları olduğu gözlemlenmiştir. Bunlar genellikle yemek yerken çıkan çiğneme sesi olabilmekle beraber fısıltı, yüksek sesli nefes alma, klavyeden çıkan tuşlama sesi, arabada kullanılan silecek sesleri gibi birçok farklı çeşidi de mevcuttur. Birey bu tarz seslere maruz kaldığı takdirde anlık olarak sinirlenmeyle birlikte ortamdan uzaklaşmaya çalışabilir veya sesi çıkaran bireye karşı sert bir şekilde uyarıda bulunabilir. Bireylerde sinirlenme, bağırma, ağlama gibi olumsuz durumları tetikleyebilir ve bunun gibi tepkiler bireyde aile veya arkadaş ortamlarından uzaklaşma ile devam edebilir. Birey gerçekleştirdiği bazı eylemlerde kendini durumdan izole etmek adına kulaklık kullanabilir ve bu sosyal hayatında olumsuzluklara neden olabilir. Kişiden kişiye olunan rahatsızlığın etkisi farklı olabilir. Bazı kişiler spesifik olarak oral seslere (sesli nefes alma, çiğneme sesleri vb.) karşı duyarlılık gösterirken bazı kişiler de çevreden kaynaklanan düzenli seslere karşı farklı duyarlılıklar gösterir. Duyarlılığın derecesi de yine kişiden kişiye göre değişmektedir.
MİSOFONYANIN TEDAVİSİ İÇİN UYGULANAN YÖNTEMLER NELERDİR?
Bireylerin sosyal ve bireysel yaşamını olumlu anlamda devam ettirmesini engelleyen misofonyanın tedavi edilmesi adına genel olarak Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) yöntemi kullanılır ve maruz bırakma tekniği ile birey bu rahatsızlığın üstesinden gelebilir. 2010-2017 yılları arasında konuyla ilgili yapılan bazı çalışmalarda BDT yöntemi çerçevesinde diyalektik davranış terapi yöntemi de kullanarak 90 hasta ile birlikte bir deney yürütülmüştür. Deney sonucunda sekiz seansın ardından katılan 90 bireyin %48’inde iyileşmeler gözlemlenmiştir. Yapılan deneye ve sonuçlarını kontrol edecek olursak misofonyanın tedavi edilebilir bir rahatsızlık olduğu söylenebilir. Tedavi yöntemi için kesin bir bilgi vermek doğru değildir. Alanında uzman kişiler tarafından yapılacak analiz ve testler sonucu tedavi yöntemi belirlenebilir.
Konuyla ilgili 2016 yılında Jeffrey Scott Gould yönetmenliğinde ‘’ Quite Please..’’ adı altında bir belgesel yayınlanmıştır. Misofonya hakkında hastaların bu duruma karşı nasıl tepki verdiği konusunda görüşlerini merak ediyorsanız yazının sonunda yer alan bağlantıdan belgesel fragmanını izleyerek siz de bilgi sahibi olabilirsiniz.






